Bu aralar pek yazı yazmıyorum, aslında yazmaya vakit bulamıyorum da diyebilirim. 10 yıllık maceramın da sonuna geliyoruz diye düşünmüyor da değilim. Eskiden hoşumuza giden şeyler, zamanla yerini yenilerine bırakıyor. Blog yazmayı çok severdim, bana bir çok şey kattı. Ama hep genel blog yazıları yazdım. Kişisel yazılarımı kişisel blogumda paylaşmadım. Düşüncelerimi hep içime attım, aslında blogların amacı bildiğiniz günlük yazmakla aynı. Hal böyle olunca içindekilerinizi paylaşma hissi daha baskın hale geliyor. Eğer paylaşamazsanız, yada paylaşacağınız kişi(ler) bulamazsanız bu sizi daha da fazla yoruyor. Yıllardır yanlış kullandığım blogumun en ciddi yazısına hoş geldiniz. O halde lafı daha fazla uzatmadan başlayalım. Bu gün ki konumuz ilk aşk. Önceden belirtmek istiyorum bu yazıda hiç bir düzeltme yapmayacağım, yanlışıyla doğrusuyla yazıyorum. Çünkü bazı şeyleri düzeltmeye çalıştıkça doğallığı kaçıyor.

Bence insanlar hayatında bir kere aşık olur, bu ilk aşk aslında son aşktır. Bir çok tecrübe yaşayabilirsiniz. Bende hayatımda bir çok tecrübe yaşadım. Ama her seferinde kendimi sorgulamayı unuttum. Ben karşımda ki kişiyi gerçekten seviyor muyum? ona aşık mıyım?. Bu sorunun cevabını bulmak aslında kolay bir şey değil. Bir de tecrübesizseniz içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Tabi ki zaman öyle bir olgu ki, her şeyin cevabını şak diye yüzünüze vuruyor. Diyelim karşınızda ki kişiyi seviyorsunuz, aşık oldunuz veya aşık olduğunuzu sanıyorsunuz. Daha doğrusu ilişki kurmaya çalışıp ya da ilişkilerinizi güçlendirmek adına adımlar atıyorsunuz. Burada duygularınızdan emin olmanız çok önemli, çünkü en büyük günah sevmediğiniz bir insanı kendinize bağlamaktır.

Ben aşık olduğuma ilk defa emin oldum. Bu hissi yaşamak bile insanın kendini değiştirmesini sağlıyor. Bildiğin! değişiyorsun, karşında ki kişiye benzemeye başlıyorsun yavaş yavaş. Çok hata yapıyorsun, çok saçmalıyorsun, çok kıskanıyorsun, her şey de mana arıyorsun, ama bunları yaparken kendini unutuyorsun. Kendini unutursan tekrar toparlayamıyorsun, gece uykuların kaçıyor ama onun mışıl mışıl uyumasını istiyorsun. Bir de bu duyguların karşılıksız olursa en çokta o yaralıyor. Senin gözünden sakındığın insana, diğerleri kötü davranıyor. İçin parçalanıyor ama sesini çıkartamıyorsun, çünkü haddin değil…

Unutmayın aşk yara almayı öğretir, yaralanıp hayatta kalmayı öğretir. Ama hayatınızın en güzel günleridir, iş, güç yaşam mücadelesi ile birlikte harmanlanınca heyecan… garip bi durgunluk, hoş bi yorgunluk hissettirir. Her sabah kalktığınızda yeni bir umutla uyanırsınız. Bir daha kimseyi böylesine delice, çılgınca sevemeyecek olduğunuzu düşünürsünüz. Ama karşınızda ki kişinin de hayatını göz önünde bulundurmanız gerekir. Herkes aynı hayatı yaşamıyor sonuçta, bu durumda empati yapmayı öğrenirsiniz. Bu zorlu bir süreçtir, çok yorar ama en sonunda olgun bir birey olursunuz.

Ben yazarsam yazacaklarım bitmez… biraz saçmalamışta olabilirim zaten o kadar düşünmeye de gerek yok hayat çok düşünecek kadar uzun değil. Neyse ben şunu bilirim şunu söylerim. Bu süreçte eğer iki taraf birbiri ile görüşüyorsa şeffaf, açık, net! olmalı düşüncelerini birbirine aktarmalı.

Demem o ki eğer bu yazıyı okuyorsanız ve bu duruma geldiyseniz, sevin… Sevmeyi o kadar abartın ki hayatınızda tek sefer yaşayacağınız bu duyguyu dibine kadar yaşayın…

Unutmadan bir de bu anlattığım duygular karşılıklıysa tadından yenmezz…

cloud-server
Yorum Aboneliği
Yorumu Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments