Selam! uzun süredir iş hayatımdan dolayı blog yazmamaktayım. Sosyal medyada olsun, gerçek hayatımda olsun bir çok kişi 10 yıllık blog maceramı neden bıraktığımı soruyor. Ben de daha fazla sizleri bekletmeden bir blog yazısı yazmak istedim. Öncelikle belirtmek isterim ki, blog yazmak benim hayatımda ki bir çok şeyi doğrudan etkiledi. 10 yıl önce başladığım blog maceram geleceğimi oluşturdu diyebilirim. Bu yolda deneyim kazanmak her açıdan gelişmemi sağladı. Çünkü sizlere hazırladığım yazılar için ilk olarak araştırmalar yaptım ve sonrasında aklımdan geçenlerle harmanlayarak sundum. Böylelikle bir çok şeyi deneyimleyerek öğrendim. İnsan hayatı da böyledir, ben hep Anka kuşunun hikayesinde benzetirim. Bundan dolayı bu hikayeyi sizlere anlatmak istedim. Önceden dinlediğim bir hikayeydi, ancak kafamda tam olarak oturmamıştı. Artık her şeyi daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü bir çoğunu artık deneyimledim.

Sizlere sunmadan önce bir kaç kez daha okudum ve aklımdan geçenleri tekrardan yazdım. İsterseniz daha fazla uzatmadan hikayeye geçelim. Anka kuşu, kendini muhteşem bir şekilde tüylerinden yakarak öldüren, sonrasında küllerinden tekrardan doğan bir efsanevi kuştur. Pek çok kültür ve inanış da yer alan Zümrüdü Anka Kuşu, günümüzde de bir çok filme konu olmuştur. Kültürden kültüre farklı isimlerle anılan Zümrüdü Anka, bazı efsaneler de 500, bazılarında ise bin 700 yıl yaşadığını ve her şeyi bilen bir bilge olduğu söylenir. Efsaneye göre Zümrüdü Anka Kuşu kendi ölümünün yaklaştığını hissedince kendisine dallardan bir yuva inşa eder ve sonrasında bilinmeyen bir sıvıyla da bu yuvayı sıvar. Ardından güneş ışınları kuru dalları yakar ve bu sayede yanarak ölür. Sonrasında küllerinin arasından yeniden bir Anka kuşu olarak doğar. İşte bu nedenle bir çok dinde yeniden varoluş veya diriliş sembolü olarak ifade edilir.

Rivayete göre Zümrüdü Anka bilgi ağacının dallarının arasında yaşar. Kuşlar onu o kadar çok güvenirler ki ne sorun olursa Anka kuşunun hemen sorunu çözeceğini inanırlar. Bir gün gelir ve Zümrüdü Anka ortadan kaybolur. Bunun üzerine diğer kuşlar onu bulabilmek için yola çıkarlar. Kaf dağının tepesinde olduğu için ona ulaşmak çok zordur. Çünkü yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekmektedir. Zümrüdü Anka Kuşuna ulaşmak için tüm kuşlar bir arada gökyüzüne doğru uçmaya başlarlar. Ama yolculuk esnasında bazıları yorulur ve düşmeye başlar. Gittikçe sayıları daha da azalır. Çünkü yedi dipsiz vadinin her biri birbirinden zordur.

Birincisi nefis vadisidir. Kuşlar bu vadiye girdiklerinde her şeyi bulunca burayı cennet sanırlar. Zevk, sefa, zenginlikler her şey vardır. Burası çalışmadan her şeyin elde edilebileceği bir vadidir. Böylece kuşların sayısı biraz daha azalır. İkinci vadi Aşk Vadisidir. Bu vadi sessizler ile kaplıdır. Buraya girdiklerinde her gördükleri taş, ağaç ve benzeri nesneleri bir başka kuş sanarlar. Bir çoğunun gözü kör olur ve devam edemez. Üçüncü vadi Cehalet Vadisidir. Burada ise birçok ilginç nesne görürler. Fakat çevrelerini o kadar önemsemezler ki, ardından düşünmemeye bile başlarlar. Sonrasında unuturlar, hatta Anka’yı bile. Dördüncü vadi inançsızlık vadisidir. Bu vadi ise her şeyin anlamını yitirdiği bir yerdir. Yaralanan ve düşen bir kuşu görüp her birinin başına aynı şeyin geleceğini söylerler. Anka’nın bile yardım edemeyeceğini söyleyenler olur, inancını kaybedip dönen bir çok kuş olur. Beşinci vadi Yalnızlık Vadisidir. Bu vadiye giren kuşlar da bir korku oluşur. Çevrelerindeki diğer kuşları göremez olurlar. Sadece kendilerinin kaldığını düşünürler. Çoğu kaybolur, çünkü bir arada uçtuklarını bile unuturlar. Altıncı vadi dedikodu vadisidir. Bu vadinin her yerinde fısıltılar vardır. En arkada olan kuş Anka’nın doğarken tüylerinin yandığını söyler. Onun önündeki bunu duyup tüylerinin çıkmadığını söyler. Bu böyle devam eder, ta ki en öndeki kuşa haber gelene kadar. Anka kuşunun bunlara dayanamayıp kendini öldürdüğü olur. Bunun üzerine bir çok kuş geri döner. Yedinci vadi Benlik Vadisidir. Kuşlar vadiye girince her birinin içinde değişik bir his uyanır.

Kimisi kendini beğenmeye başlar, kimi her şeyi bildiğini iddia eder. Hatta bazıları yanlış yoldayız diyerek kargaşaya bile çıkarırlar. Ve nihayet dağa varırlar. Ancak vadilerin üzerinden geçerek sayıları gitgide azalmıştır. Kaf Dağı’na ulaştıklarında sadece bir kaç kuş vardır. Kaf Dağı’na çıkan kuşlar her yere bakmışlar ama Anka kuşunun hiçbir izini bulamamışlar. İşte tam o esnada herkes hayretler içerisinde kendi vücutlarına baka kalmışlar. Çünkü her biri artık birer Anka’dır. Uçtukları yollar, geçtikleri vadiler onlar için birer deneyim. Birer bilgi, birer olgunluk vadileri olmuştur. Ve artık onların her biri bilge Anka olmuşlardır.

Aslında vadileri her birimiz kendi hayatlarımızda da yaşamıyor muyuz? Her birimizin takılıp kaldığı bir vadi yok mudur? Kimimiz o vadilerden birinde takılıp kalırız, kimimiz sonrakine kanat çırparız, yaşantımız, sosyal çevremiz, fiziksel ortamımız hepsi Anka kuşunun hikayesindeki gibi birer vadi değil midir? Sorunları aşmak, onların üstesinden gelmek ve geleceğe umutla yürümek, her şeyi başarmak demek değil midir? Başarıyı umutla, bıkmadan kovalamak demek değil midir? İşte o zaman günün sonunda aynanın karşısında kendi vücudumuza hayretle bakarız. Çünkü artık bizler de birer Anka olmuşuzdur.

Ben de bu doğrultuda kendi hayatımı şekillendireceğim. Ailem, sevdiğim insan(lar), çalıştığım iş, yaşadığım hayat kısacası her şey benim için birer etken. Ancak tek bir şeye inanıyorum ki bu hayatta ki en önemli şey sevgi. Sevgi ve zaman her şeyin anahtarı. Bundan dolayı hiç bir zaman sevdiklerinizi üzmeyin ve hiç bir zaman umutsuzluğa kapılmayın. Başarısız olmaktan da hiç bir zaman korkmayın, çünkü başarısızlık olmadan hiç bir zaman, hiç bir koşulda başarı gelmez…

cloud-server
Yorum Aboneliği
Yorumu Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments